Tanı ve Tedaviler

Sosyal anksiyete bozukluğu

Kısa tanım

Sosyal anksiyete bozukluğu, başkaları tarafından değerlendirilme olasılığı bulunan sosyal durumlarda belirgin ve süreğen korku ile bu durumlardan kaçınma ile karakterize bir anksiyete bozukluğudur. Çoğunlukla ergenlik döneminde başlar.

1. Tanım

Sosyal anksiyete bozukluğu, daha önceki adıyla sosyal fobi, kişinin olumsuz değerlendirileceği, utanç verici bir duruma düşeceği ya da reddedileceği korkusuyla sosyal ve performans gerektiren durumlarda yoğun kaygı yaşaması ve bu durumlardan kaçınmasıyla tanımlanır. Korkulan durumlar arasında tanımadık kişilerle konuşmak, sınıfta söz almak, sunum yapmak, başkalarının önünde yemek yemek, telefonla konuşmak ve sosyal etkinliklere katılmak yer alır.

Çocuklarda tanı konabilmesi için kaygının yalnızca yetişkinlerle olan etkileşimlerde değil, yaşıtlarla olan ortamlarda da görülmesi gerekir. Kaygı, ağlama, öfke nöbeti, donup kalma, ebeveyne yapışma ya da sosyal ortamlarda konuşamama biçiminde ifade edilebilir.

2. Kavramsal çerçeve

Sosyal kaygı, insanın sosyal bir canlı olmasıyla ilişkili evrimsel bir temele sahiptir. Grup içinde kabul görmek, tarih boyunca hayatta kalmak için önemli olmuştur; bu nedenle başkalarının değerlendirmesine duyarlılık, belirli bir düzeyde uyum sağlayıcıdır. Utangaçlık ise yeni sosyal durumlarda çekingenlik gösterme eğilimi olarak tanımlanan bir mizaç özelliğidir ve tek başına bir bozukluk değildir. Sosyal anksiyete bozukluğu, bu duyarlılığın işlevselliği belirgin biçimde bozacak düzeye ulaştığı durumları tanımlar.

3. Tanı ölçütleri

  • Başkaları tarafından değerlendirilme olasılığının bulunduğu bir ya da daha fazla sosyal durumda belirgin korku ya da kaygı
  • Olumsuz değerlendirilme, utanç ya da reddedilme korkusu
  • Sosyal durumların neredeyse her zaman korku ya da kaygıya yol açması
  • Bu durumlardan kaçınılması ya da yoğun kaygıyla katlanılması
  • Kaygının gerçek tehditle orantısız olması
  • Belirtilerin en az altı ay sürmesi
  • İşlevsellikte belirgin bozulma

4. Başlangıç ve görülme sıklığı

Sosyal anksiyete bozukluğu çoğunlukla geç çocukluk ve ergenlik döneminde başlar. Ergenlikte bedensel değişimler, akran ilişkilerinin önem kazanması ve sosyal karşılaştırmanın artması, başlangıç için uygun bir zemin oluşturur. Kızlarda biraz daha sık görülür. Tedavi edilmediğinde süreğen bir seyir izleme eğilimindedir.

5. Bilişsel model

Bilişsel kuramlara göre sosyal anksiyete, sosyal durumlara ilişkin olumsuz inançlar ve dikkatin kendi üzerine yönelmesiyle sürdürülür. Kişi sosyal bir duruma girerken “Aptalca bir şey söyleyeceğim”, “Herkes kızardığımı görecek” gibi beklentiler taşır. Durum sırasında dikkat kendi bedensel belirtilerine ve görünümüne yönelir; bu da sosyal ipuçlarının doğru algılanmasını engeller. Durum sonrasında ise yaşanan etkileşim zihinde tekrar tekrar gözden geçirilir ve olumsuz yönleri abartılır. Bu döngü, kaygının sürmesine katkıda bulunur.

6. Güvenlik davranışları

Sosyal kaygısı olan çocuk ve ergenler, kaçınamadıkları durumlarda kaygıyı azaltmak için “güvenlik davranışları” geliştirir: göz temasından kaçınma, söylenecekleri önceden prova etme, kısa yanıtlar verme, yüzü saçla kapatma, telefona bakma ya da her zaman yanında güvendiği bir arkadaşın bulunmasını isteme. Bu davranışlar kısa vadede rahatlatıcı olsa da korkulan sonucun gerçekleşmediğinin deneyimlenmesini engeller ve kaygının sürmesine yol açar.

7. Seçici konuşmazlıkla ilişkisi

Seçici konuşmazlık, çocuğun evde ve tanıdık ortamlarda konuşabildiği hâlde okul gibi belirli sosyal ortamlarda sürekli olarak konuşamamasıdır. Seçici konuşmazlığı olan çocukların büyük bir kısmında sosyal kaygı da bulunur ve seçici konuşmazlık, sosyal anksiyetenin erken çocukluktaki bir görünümü olarak da değerlendirilmektedir. Tedavi yaklaşımları büyük ölçüde benzerdir.

8. Değerlendirme

Değerlendirme, çocuk ya da ergenle ve ebeveynlerle yapılan klinik görüşmeye dayanır. Korkulan sosyal durumlar, kaçınma davranışları, güvenlik davranışları, okul ve akran ilişkileri üzerindeki etkiler ayrıntılı olarak ele alınır. Belirti şiddeti sosyal kaygı ölçekleriyle değerlendirilebilir. Okul bilgileri, kaygının sınıf ortamındaki görünümünü anlamak açısından değerlidir.

9. Ayırıcı tanı

  • Olağan utangaçlık: İşlevsellikte belirgin bozulma yoktur.
  • Otizm spektrum bozukluğu: Sosyal iletişimin kendisinde güçlük ve sınırlı-yineleyici davranışlar bulunur.
  • Agorafobi ve panik bozukluk: Korku, sosyal değerlendirmeden çok panik belirtileriyle ilişkilidir.
  • Depresyon: Sosyal çekilme, ilgi kaybına bağlı olabilir.
  • Dil bozuklukları: Konuşmadaki güçlük kaygıdan bağımsızdır.
  • Akran zorbalığı: Kaçınma, gerçek bir tehdide yanıt olabilir; ayrıca ele alınmalıdır.

10. Eşlik eden durumlar

Sosyal anksiyete bozukluğu sıklıkla diğer anksiyete bozuklukları, depresyon ve ergenlik döneminde madde kullanımıyla birlikte görülür. Okul reddi ve akademik başarıda düşüş de sık rastlanan sonuçlar arasındadır.

11. Tedavi

Bilişsel davranışçı terapi

Sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisinde ilk seçenek bilişsel davranışçı terapidir. Tedavi; psikoeğitim, olumsuz sosyal inançların sınanması, dikkatin kendinden dışa yönlendirilmesi, güvenlik davranışlarının bırakılması ve kademeli maruz bırakma bileşenlerinden oluşur. Grup temelli uygulamalar, sosyal becerilerin pratik edilmesine olanak tanıdığı için özellikle yararlıdır.

Kabul temelli yaklaşımlar

Kabul ve kararlılık terapisi, kaygıyla mücadele etmek yerine değerler doğrultusunda sosyal etkinliklere katılmayı hedefleyen tamamlayıcı bir yaklaşımdır.

Sosyal beceri desteği

Uzun süreli kaçınma nedeniyle sosyal becerilerin yeterince gelişmediği durumlarda, yapılandırılmış sosyal beceri çalışmaları tedaviye eklenir.

İlaç tedavisi

Orta ve ağır şiddetteki sosyal anksiyete bozukluğunda, psikoterapiye yeterli yanıt alınamayan durumlarda ya da eşlik eden depresyon bulunduğunda ilaç tedavisi önerilebilir.

12. Okul yaşamı

Okulda sözlü sunumların ve sınıf içi katılımın kademeli olarak planlanması, öğretmenlerin çocuğu ani ve beklenmedik biçimde söz almaya zorlamaması ve rehberlik servisiyle iş birliği tedaviyi destekler. Sunumların tamamen kaldırılması yerine, önce küçük gruplarda, ardından sınıf önünde yapılması gibi kademeli düzenlemeler önerilir.

13. Seyir

Tedavi edilmeyen sosyal anksiyete bozukluğu çoğunlukla yetişkinliğe uzanır ve eğitim, meslek ve ilişkiler alanında önemli kısıtlılıklara yol açabilir. Erken tedaviyle çocuk ve ergenlerin önemli bir bölümünde belirgin düzelme sağlanır.

14. Aileler için öneriler

  • Çocuğun yerine konuşmamak ve sosyal durumlardan onu kurtarmamak
  • Küçük ve planlı sosyal adımları teşvik etmek ve çabayı takdir etmek
  • Çocuğu başkalarının önünde utangaçlığı nedeniyle eleştirmemek ya da etiketlememek
  • Sosyal etkinlikleri önceden konuşarak ve prova ederek hazırlamak

15. Ergenlikte sosyal değerlendirme duyarlılığı

Ergenlik döneminde beynin sosyal bilgiyi işleyen bölgelerinde belirgin gelişimsel değişiklikler olur; akranların onayı ve reddi, önceki dönemlere göre çok daha güçlü duygusal tepkiler doğurur. Bu duyarlılık, gencin bağımsızlaşma ve kimlik oluşturma sürecinin olağan bir parçasıdır. Ancak mizaç olarak çekingen olan, daha önce alay ya da dışlanma deneyimi yaşamış ya da ailesinde kaygı bozukluğu bulunan gençlerde bu duyarlılık, sosyal anksiyete bozukluğuna dönüşebilir. Bu nedenle ergenlik döneminde ortaya çıkan belirgin sosyal kaçınma, “geçici utangaçlık” olarak değerlendirilmeden önce ayrıntılı biçimde ele alınmalıdır.

16. Sık sorulan sorular

  1. Utangaçlık ile sosyal anksiyete bozukluğu nasıl ayrılır?

    Utangaçlık bir mizaç özelliğidir ve işlevselliği belirgin biçimde bozmaz. Sosyal anksiyete bozukluğunda korku yoğun ve süreğendir, kaçınmaya yol açar ve okul ile sosyal yaşamı kısıtlar.

  2. Sosyal anksiyete hangi yaşta başlar?

    Çoğunlukla geç çocukluk ve ergenlik döneminde başlar; ancak daha erken yaşlarda, özellikle seçici konuşmazlık biçiminde de görülebilir.

  3. Grup terapisi bireysel terapiden daha mı etkilidir?

    Her iki yöntem de etkilidir. Grup terapisi, sosyal becerilerin güvenli bir ortamda pratik edilmesine olanak sağlar; hangi yöntemin seçileceği bireysel değerlendirmeyle belirlenir.

  4. Sosyal medya sosyal kaygıyı etkiler mi?

    Sosyal medya, yüz yüze etkileşimden kaçınmayı kolaylaştırabilir ve sosyal karşılaştırmayı artırabilir. Kullanımın dengelenmesi ve yüz yüze ilişkilerin desteklenmesi önerilir.

  5. Sosyal anksiyete bozukluğu okul başarısını etkiler mi?

    Evet. Sözlü katılımdan, sunumlardan ve grup çalışmalarından kaçınma, okul başarısını ve okula devamı olumsuz etkileyebilir. Tedavi ve okul ile iş birliği bu etkileri azaltır.